Toplumsal Değişme Kuramları Ünite 1

admin 08/10/2011 1
Toplumsal Değişme Kuramları Ünite 1

MODERNİTE VE KAPİTALİZM TOPLUMSAL DEĞİŞME
Değişme belirli bir dönem içinde, toplumsal ve doğal yaşam ile insan tutum ve davranışlarında gerçekleşen farklılaşmayı ifade eden kavrama değişme denir. Toplumsal değişme ise sosyolojik açıdan, toplumun yapısını oluşturan toplumsal ilişkiler ağının ve bunları belirleyen kurumların, tarihsel süreç içinde değişmesini kapsamaktadır. Bu anlamda toplumsal değişme toplumlararası ilişki ve etkileşimlerin niteliğini ve içeriğini belirlemektedir. Toplumsal değişme kavramı genellikle ilerleme, kalkınma ve gelişme kavramları ile ilişkili şekilde kullanılmasına rağmen anlam açısından farklılıklar vardır. Toplumsal değişme herhangi bir değer yargısı içermemektedir. Dolayısıyla; toplumun yapısını oluşturan, toplumsal ilişkiler ağının, toplumsal kurumların birev ve grup davranışlarının, birey ve grup davranışlarının, toplumsal norm ve değerlerin tarihsel olarak geçirdiği farklılaşma ve dönüşüm sürecidir.
Ayrıca evrim, başkalaşma, devrim gibi kavramlar toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda ele alındığında değişmenin özel biçimleri olarak ele alınabilir.
Toplumsal değişmeyi etkileyen unsurlar
Fiziksel çevre: coğrafi yapıda görülen toprağın verimliliği, doğal felaketler, iklim değişikliği gibi
Kültürel faktörler: Coğrafi keşifler, yayılma gibi
Teknolojik faktörler: Pusulanın, matbaanın, buharlı
makinelerin icadı, elektrik, telefon, bilgisayar kullanımı gibi
Demografik faktörler: Hızlı nüfus artışı, göç gibi Bu faktörler ve aralarındaki ilişkiler itibariyle toplum durağan değil tarihsel süreç içinde değişken bir özelliktedir. Dolayısıyla toplumsal değişme, toplumların farklı bölgelerinde, farklı toplumsal unsurlar üzerinde farklı hız ve zamanda gerçekleşmektedir. Toplumsal kurum ya da unsurların bazıları değişmeden diğerlerine göre daha az etkilenirken bazıları ise çabuk ve köklü biçimde etkilenmekte ve aynı zamanda ilişkide bulunduğu diğer kurum ve unsurları da değişime sürüklemektedir.

AYDINLANMA
Aydınlanma, doğa ve toplum hakkında bir düşünce biçimi sağlayan, birbirleriyle ilişkili değerler ve düşüncelerden oluşmaktadır. Aydınlanma, 17. Ve 18 yy.’larda ortaya çıkan Fransa’da başlayan ve Batı Avrupa’ya sıçrayan, toplumsal düşünce tarihinde önemli bir dönüm noktasını ifade eden ve kökleri önceki yy’larda oluşan Rönesans ve reformasyona dayanan bir düşünce hareketidir. Aydınlanma, Hıristiyanlığın hakimiyetindeki geleneksel dünya görüşü temelinde kökleşmiş olan anlayışa karşı gelişen bir harekettir. Batıl inanç ve doğaüstü inancını reddeden aydınlanma düşüncesi insan, toplum ve doğa hakkında yeni bir düşünce çerçevesinin yaratılmasını ifade etmektedir. Aydınlanma, cehalet ve batıl inancın insanlığın bütün sefaletinin kaynağı olduğunu ifade etmiş bu durumun ancak bilgi, akıl ve bilim ile ortadan kaldırılabileceğini ileri sürmüştür. Cehaletin yerine bilimsel bilginin, sınırsız insani ilerlemenin önünü açacağını savunmuştur. Dolayısıyla rasyonel düşünce, egemen geleneğin ve dinsel sistemlerin otoritesini sorgulamış bu otoritenin geliştirdiği kurumlara karşı yeni bir düşünce biçimini ileri sürmüştür. Toplumsal düzen fikrinin, metafizik sisteme göre değil akla ve gözlem yolu ile üretilen verilere dayanan bir süreç içinde açıklanmasını savunmuştur.
Aydınlanma düşüncesi, “insanları zincirlerinden kurtarmak amacıyla bilginin ve toplumsal örgütlenmenin mistik ve kutsal kabuğunu kırmayı” amaçlayan laik harekettir. Aydınlanmanın temel ilkeleri:
• Epistemolojik birliğin sağlanması:
• Evrensel akıl ve moral ilkeleri
• Sadece bilim ve evrensel değerlere dayanan toplum
• Bilginin önemi (mutsuzluğun ve ahlaksızlığın nedeni bilgisizliktir. Gerçek bilgi insanı özgür kılacaktır.)

Aydınlanma Düşünürleri
Aydınlanmanın temeli, dünyanın eğer doğru bir biçimde resmedilir ve temsil edilebilirse kontrol altına alınabileceği ve akılcı bir biçimde düzenlenebileceği varsayımına dayanmaktadır. Aydınlanma bu doğru tarzı keşfederse hedeflerine ulaşmış olacaktır. Voltaire, D’Alembert, Hume, Saınt Sımon, Augusto Comte aydınlanma düşünürlerindendir.

Thomas Hobbes; insan doğası ile ilgilenmiş ve insanların birlikte yaşama eğilimlerinin olmadığını “insan insanın kurdudur’ sözleri ile belirtmiştir. Zenginlik, saygınlık ve iktidar için sürekli bir rekabet içinde bulunan insanlar bu mücadele sürecini kendi yaşam ve çıkarları ile aynı yönde oluşmadığını kavramış, karşılıklı görev ve sorumluluğa dayanan toplumsal bir sözleşmenin gerekliliğini belirtmişlerdir. Bu sözleşme ihtiyacı onları devlet düzeyinde örgütlemiştir.
John Locke; ona göre bireyler doğal hakları olan eşitlik, özgürlük içerisinde ve barış ortamında yaşamaktadırlar. En temel doğal hak ise mülkiyet hakkıdır. Jean Jacgues Rousseau; Hobbes’un ifade ettiği sözleşmenin farklı oluştuğunu söylemiştir. Ona göre, bireyin doğanın değil toplumun bir ürünü olması nedeniyle davranışlarının toplumsal kökenli olduğunu ileri sürmüştür. Bir toplulukta insanın kendi çıkarlarından önce ortak bir çıkar aracılığı ile bir arada bulunduğunu, toplumun sözleşmenin bir ürünü olduğunu söylemiştir. Birey ve toplum arasındaki bu eylem toplumsal sözleşme adını alır.
Davıd Hume: aydınlanma düşüncesi ile yeniden tanımlanan insan doğasının kuramını oluşturan düşünürdür. İnsan doğasının insanın içinde şekillenen toplumsallık biçimlerini incelemiş ve insanın eylemini sürekli başkalarının eylemine yönelik olması sebebiyle toplumsal özellikli olarak tanımlamıştır. Baron De Montesaue: toplum yapısı ve yönetim biçimleri ile ilgilenmiştir. Toplum yapısal bir bütündür. Yönetim biçimlerini ise ideal tipler olarak ele almıştır. Toplumu, temel unsurları iklim ve coğrafya olarak görmüş bu unsurların toplumsal yapıya katkılarını çözümlemeye çalışmıştır.
Voltaire: bilim, düşünce özgürlüğü ve adalet konusunda yazmıştır. Akıl ve bilim konusunda toplumsal ilerlemeler üzerinde çalışmıştır.
Adam Ferguson: emeğin yabancılaşması kavramını ilk kez kullanmıştır. Sanayiye dayalı gelişimin olduğunu ileri sürerek bu gelişmenin yabancılaşmaya neden olduğunu ifade etmiştir.

DİKKAT: Aydınlanma düşünürleri düşüncelerini Ansiklopedi adlı çalışmalarda 18. yy.’da yayınlamaya başlamıştır.

DEVRİMLER

Bilimsel Devrim:
Fizik alanında evreni düzenleyen yasaların değiştiğine ilişkin bilinçlenmeye dayalıdır. İsaac Newton, evrensel yerçekimi yasasının keşfedilmesi ile başlamıştır. Tanrı tarafından yönetilen bir doğadan, kendini düzenleyen bir doğa anlayışına geçilmiştir. Bilimsel devrim ile insanın ve onun dünyasının olgusal ve yetkin bilgisine ancak bilimin yanılmaz ilerleyişi ile ulaşılacağı kabul edilmiştir.

Endüstri Devrimi:
18 yy’ın sonlarında İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Endüstri devrimi genelde teknik yenilikler dizisi olarak sunulmaktadır. Bu süreç sonunda üretimde yaygınlaşan makineleşme nedeniyle işgücünün büyük bir kısmı tarımdan sanayiye kaymıştır. Bu süreç kentlerin genişlemesine yol açmıştır. En temel özelliği, emeğin soyutlanması olarak tanımlanabilir. Emeğin soyutlanması insan ile doğa arasında aracı konumda bulunan teknik yapının gittikçe daha büyük bir özerklik kazanmasını ifade etmektedir. Emek süreci makineye bağlı hale gelmiştir. Ağır çalışma koşullarında gösterilen yoğun çabalar işçilerin yabancılaşmasına neden olmuştur.

Fransız Devrimi:
Kendinden önceki ve sonraki devrimler içinde kitlesel nitelikte tek toplumsal devrim olarak görülmektedir. Dünyayı kapsayan tek devrim olarak kabul edilir. 1789 Fransız Devrimini hazırlayan unsurlar; eşitlik, özgürlük, güçlerin ayrılığı, hoşgörü gibi aydınlanmanın ilkeleri olmuştur. Fransız Devrimi, geleneksel toplum düzenini yıkarak yeni bir toplum düzeni kurmayı hedeflemiştir. Tarihte ilk defa evrensel özgürlük, eşitlik gibi dünyevi ideallerin öncülüğünde gerçekleşen bir hareket tarafından toplumsal düzen kaldırılmıştır. Otorite radikal biçiminde değişmiş ve iktidar halkın onayı ile meşrutiyet kazanabilmiştir. Demokratik rasyonalite içinde kurulması ve uygulanması gerekmektedir. En önemli yenilik demokrasinin sadece bir yönetim biçimi olması değil, devletin tek rasyonel biçimi haline gelmesidir. Modern devletin kaçınılmaz olarak demokrat olması gerekmektedir.

MODERNİTE
Aydınlanma düşünürlerinin nesnel bir bilim, evrensel bir ahlak ve yasa geliştirme amacı taşıyan çalışmalarıyla biçimlenmiştir. Modernite, aydınlanma düşüncesi ve devrimlerle Avrupa’da başlayan toplumsal, politik ve ekonomik değişimi ifade etmektedir. Bu anlamda temeli, geleneksel dünya görüşünden kopuşla tanımlanan bilim, ilerleme, nesnellik ve evrensellik unsurlarını içeren modern düşünceye dayanır. Modernite genel olarak, endüstrinin, kentlerin, Pazar kapitalizminin, burjuva ailesinin doğuşunun, sekülerleşmenin, demokratikleşmenin ve toplumsal yasa koyuculuğunun güç kazanmasıdır.

Modernitenin Kurumsal Boyutları
Anthony Giddens tarafından modernite dört temel kurum aracılığı ile tanımlanmaktadır: Kapitalizm; meta üretimi, mülksüz emek ve özel mülkiyete dayalı üretim biçimi, endüstrileşme; malların üretimi için makineleri ve cansız güç kaynaklarının kullanımını içermektedir. Gözetim; gözetime konu olan toplulukların siyasal alandaki^fl ^ faaliyetlerinin denetimini ifade etmektedir. Askeri güç ya da şiddet araçlarının kontrolü; savaşın endüstrileşmesini ifade etmektedir. Modernite öncesi uygarlıkların her zaman merkezi özelliğini oluşturmuştur. Ayrıca Giddens, modernite çözümlemesinde ulus devlet üzerinde odaklanmaktadır ve ulus devleti, modern öncesi toplumların özelliklerinden farklı görmektedir.

MODERNİZM
Modernizm, 19. yy’ın sonlarında ortaya çıkan bir harekettir. Modern düşüncenin edebiyat, şiir, müzik, resim ve mimari gibi özellikle sanatsal ve kültürel alanlardaki etkileri sonucunda meydana gelen değişimi ifade eder. Modernizm, sadece sanatla ilgili değildir. Dönemin teknolojik, politik ve ideolojik değişimleriyle bu alanlardaki gelişmeleri etkileyen ve onlar tarafından etkilenen, geniş kapsamlı entelektüel bir harekettir.
Modernizm, sanatsal ve kültürel anlamda ortaya çıkmışken modernite, bu değişim sürecine ait felsefi, politik ve toplumsal düşünce sistemidir. 1848 yılından sonra modernizm, büyük ölçüde kentsel bir olgu haline gelmiştir. Hızlı bir kentsel büyüme, kırdan kente göç, sanayileşme ve makineleşmeyle birlikte mimari çevrede çok büyük bir değişimle ve kentsel politik hareketlerle karmaşık bir ilişki içinde varlığını sürdürmüştür.

MODERNLEŞME
Bir taraftan yaşamın devam eden pratiklerini örgütleyen gizemli, tanrısal düzenler, derebeylik hakları, dinden doğan haklara ve bunların yarattığı eşitsizlik ve zenginliğe karşı bir tavrı ifade etmektedir. Modernleşme, bireyi, bireyin kurtuluşunu ve özgürlüğünü, onun akılcılığına bağlamaktadır.
Modernleşme bu bağlamda düşünüldüğünde ilerleme ve genişleme olarak tanımlanmıştır. Modernleşme kavramı ağırlıklı olarak gelişim aşamaları olarak kullanılmaktadır. Kapitalist ekonomik sistemin getirdiği bir aşama olarak atfedilebilir. Pazarın büyümesi ile gelişen sosyo-ekonomik ilerlemeler teknolojik keşifler anlaşılmaktadır.

Geleneksel ve Modern Toplumlar
Rönesans ve reformasyon hareketleri, Fransız Devrimi, Endüstri Devrimi ve kitle toplumlarının yükselişi modernleşmenin alt yapısıdır. 19. yy’da modern toplumlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Modernite kavramı, Batı Avrupa’da Aydınlanma düşüncesinin akla ve bilimsel bilgiye dayalı olarak geliştirdiği seküler fikirlerin etkisiyle ortaya çıkmıştır. Modern kavramı niteliksel olarak modernleşmeyi takip eden toplumlar ı ifade ederken, geleneksel ya da modern öncesi, modernleşme öncesi toplumları ifade eder.
Geleneksel toplumlar: kırda yaşar, tarımsal üretim yapar, otoriter ve dini toplumlar olarak tanımlanabilir. Fazla nüfusu olmayan, homojen yapıda ve kapitalizm öncesi dönemde görülen toplumlardır. Modern Toplumlar: kentsel alanlarda görülen artış ya da gelişme, kapitalizmin çeşitli biçimleri, demokrasi, bilim ve teknoloji, nüfus artışı ve yoğunlaşması, heterojen bir kültürel, politik ve dini yapı özelliklerini taşımaktadırlar.

Modernleşme, geleneksel toplumların modern toplumlara dönüşme sürecinde, toplumsal politik ve ekonomik aşamaları ifade etmektedir.
Modern toplumları geleneksel toplumlardan ayıran özellikler politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel süreçler arasındaki etkileşim sonucunda meydana gelmiştir.

FARKLIKLIK VE ÖZELLİKLER:
Modern toplumlarda
1. Metaların piyasalar için geniş ölçekli üretim ve tüketimine yaygın özel mülkiyet sahipliği ve sermaye birikimi,
2. Ücretli emeğin kullanımına dayalı parasal değişim ekonomisi,
3. Endüstrileşme süreci ve kentleşme ile işbölümü, uzmanlaşma ve standartlaşma artmıştır,
4. Toplumsal ve cinsiyete dayalı işbölümü, yeni sınıfların oluşumu, kadın ve erkek arasında ataerkil ilişkiler, modern kapitalist toplumlar
‘ nitelenmektedir, s. Ulaşım ve iletişim teknolojileri hızlı gelişmektedir.
6. Dinsel kurumlar ve öğretiler etkisini yitirmiştir.
7. Sekülerleşme ve rasyonelleşme modern toplumların göstergeleri olmuştur.
odern toplumlara gecis sürecinin toplumsal değişmenin
temel ölçütü ve hatta içeriği olarak değerlendirilmesinin temeli:
Batı ülkelerinin geleneksel toplumlarının bulunduğu birçok bölgede sömürgeler oluşturmasıdır.
15 ve 16 yy’larda büyük coğrafi keşifler sonucunda ulaşılan toplumların, doğal zenginliklerin ve değerli maden kaynaklarının ele geçirilmesine dayanmaktadır. 18. yy’ın sonlarından itibaren sömürgecilik anlayışı fabrika sisteminde üretilen ürünler için bir taraftan hammadde sağlarken diğer taraftan pazar halindedir. Sömürgeleştirme süreci bugünkü dünya haritasının toplumsal olarak şekillendirilmesinde merkezi rol
oynamaktadır.
■ Birinci Dünva üfkeleh kendi sömürgelerini oluşturmuş Batı ( Avrupa ülkeleri, ABD, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ^İkinci Dünva Ülkeleri SSCB ülkeleri, Polonya, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Macaristan (sosyalist devletler) Üçüncü dünya ülkeleri Hindistan, Afrika ülkelerinin çoğu, Güney Amerika ülkeleri
İkinci dünya ülkeleri özel mülkiyete dayalı sermaye ve rekabetçi bir piyasa sistemine dayalı sisteme kaymıştır. Batı toplumlarını izleyerek demokratik politik kurumları oluşturmaya çalışmaktadır.
Üçüncü dünya kavramı ile de azgelişmiş toplumlar ifade edilmektedir.

ENDÜSTRİLEŞME VE KAPİTALİZM
Endüstrileşme, kapitalizmin bir alt biçimi olarak görülebilir.
Kapîtalizm; merkezinde özel mülkiyete dayalı sermaye ve ücretli emek arasındaki ilişkinin yer aldığı bir meta üretim sistemidir. Kapitalist girişim ve buna bağlı olarak parasal ilişkilerle Pazar ağları, modern toplumlarda büyük ölçüde egemenlik kurmuştur.

Endüstrileşme; modern toplumlarda muazzam derecede büyük bir servet yaratma kapasitesi sağlamış üretim yöntemleridir. Endüstrileşme insan faaliyetini, makineleri, lammadde ve ürünleri birlikte ele alan üretimin, belirli kurallara göre toplumsal olarak örgütlenmesini gerektirmektedir.

Kapitalist toplumların sahip oldukları özellikler:
1. Kapitalist girişimciliğinin katı rekabetçi doğası, teknolojik yenilenmenin sürekliliğini ve aynı zamanda yaygınlaşma eğilimi,
2. Ekonomik alan, diğer alanlardan özellikle politik alandan uzak tutulmaktadır. Ekonomik ilişkiler diğer kurumlar üzerinde önemli ölçüde egemenlik kurmuştur.
3. Özel mülkiyet sahipliği üretim araçları üzerinde baskın konumdadır. Sermaye=özel mülkiyet Emek=mülksüzlük. İşgücü (emek) metalaştırılmıştır.
4. Devletin özerkliği.

SOSYOLOJİ VE MODERNİTE İLİŞKİSİ
Modernleşme, toplumsal, politik, ekonomik alanda büyük dönüşümleri içerdiğinden dolayı sosyal bilimler ortaya çıkmıştır. Eski düzenin yok olarak yerine yeni ve modern bir dünyanın kuruluyor olması bu değişimleri anlama gereksinimini ortaya çıkarmıştır.
G. Simmel: Modernite olarak adlandırılan durumun temel özelliği olarak sürekli değişmek akış ve havatın sonsuz kaygısı üzerindeki vurgusundan ötürü modernitenin ilk sosyologu olarak görülmektedir. Simmel hakkında detaylı bilgi için Sosyoloji Sözlüğü. Gordon Marshall. Bilim ve sanat yayınları svf. 658-660)

Simmel, Metropol ve Zihinsel Yaşam adlı çalışmasında modernist düşünce ve pratik arasındaki ilişkiyi ele almıştır.

Marks: Kapitalist modernleşmenin en erken ve en bütünsel açıklamalarından birini sunmuştur. Kapitalist gelişmenin sınıflara bağlı ve çelişkili mantığını vurgulayarak bu durumun nasıl insanlığın evrensel kurtuluşu olabileceğini göstermiş ve ütopik düşünceyi materyalist bir bilime dönüştürmeyi başarmıştır.
Özgürleşmenin öznesi ve insanlığın kurtuluşu işçi sınıfının elindedir.

VVeber: Vveber’e göre anahtar kavram teknoloji ve insan eylemlerinin bürokratik biçimde örgütlenmesini ifade eden rasyonalizmdir. Rasyonelliğin ilerlemesinin evrensel özgürlüğün somut olarak gerçekleşmesini sağlamanın aksine içinden kaçılması imkânsız bürokratik rasyonelliğin bir demir kafesinin yaratılmasına yol açtığını söylemiştir.

Durkheim: Saint Simon geleneği doğrultusunda modern kurumların doğasını endüstrileşmenin etkisi temelinde incelemiştir. Ona göre, endüstriyel merkez kapitalizm değildir. Kapitalist bir düzende değil “Endüstriyel bir düzende yaşadığımızı ifade etmiştir.



1 Yorum »

  1. FATİH 06/12/2011 at 08:09 -

    3. sınıf ders notuna ihtiyacım var.

Yorum Yaz »